9 Haziran 2016 Perşembe

Kitap Yorumu: Camlar Şehri




Orjinal Adı: City Of Glass/ The Mortal Instruments #3
Türkçe Adı: Camlar Şehri/ Ölümcül Oyuncaklar #3
Yazar: Cassandra Clare
Çevirmen: Selim Yeniçeri
Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı: 610


__________________________________________________________

Arka Kapak

Vampirler, kurtadamlar, periler ve gerçek aşk. Solugunuzu kesecek bir gerilim ve heyecan. "Ölümcül Oyuncaklar"da aksiyon tam gaz!

Clary, annesinin ölümüne sebep olan iksirin peşindeydi ve ona ulaşmak için de bir an önce Camlar Şehri'ne gitmesi gerekiyordu. Kendisini sağlam bir ölüm kalım savaşının içinde bulmasıysa an meselesiydi. Kurtadamlar, vampirler ve periler, ortalığı birbirine katmak için Camlar Şehri'nde biraraya gelmişti. Clary'nin tek bir kozu vardı. Sahip olduğu güçler! Fakat bu aynı zamanda büyük bir risk ve sorumluluk demekti. Çünkü ya herkesi kurtaracak ya da her şeyi yok edecekti. 
__________________________________________________________



*Serinin önceki kitaplarına dair spoiler içerir.*


En az kitap kadar uzun bir sürenin ardından yeni bir yorumla daha merhaba. Görüşmeyeli hayatınızdaki her şey iyi yönde değişmiştir umarım.

Bu arada serinin ilk kitabının yorumuna da şuradan ulaşabilirsiniz. İkinci kitabın yorumu nerede diye soracak olursanız inanın verecek cevabım yok. Ama yorumladığım an buraya güncelleyeceğim. Neyse lafı fazla uzatmadan yoruma geçiyorum çünkü bir hayli uzun bir yorum olacak. 



Yine heyecanın eksik olmadığı bir kitapla karşı karşıyayız. Kitabın başında kendimi bir an ne olduğunu idrak edemeyen bir şekilde buldum. Okumaya ara vermek bu tarz kitaplarda alışma sürecimi etkiliyor. Yine de o eski tada ulaşmam çok zor olmadı. Elbette kitabın başları biraz yavaş ilerliyor ama bu konuda sitem kabul etmek istemiyorum, çünkü kitap 610 sayfa! Tabii ki biraz yavaş ilerleyecek. 

Kalın kitapları sevdiğimi söylemişimdir fakat 610 sayfa olmasının beni üzen bir kısmı vardı: Kapağın dayanamaması. Kaç milyon kere sayfaların diplerini yapıştırıp olası bir kapak yırtılmasını engellemeye çalıştığımı bilmiyorum. Kitaplarına "kıymetlimisss" gözüyle bakan biri olunca bazen aman yırtılmasın diye evde yapıştırana kadar okumadığım bile oldu. Manyak mıyım? Evet.


Konuya geçersek serinin diğer kitaplarında olduğu gibi biraz daha ilerlediğinizde olayları çözümleyip bazı şeylerden şüphelenmeye başladığınızda kitap sizi ele geçiriyor. Bundan sonrası zaten soluksuz geçiyor.

Ancak kitabın genel havasında sezeceğiniz bir şey var. Hüzün. Kardeş olmalarının ve bununla beraber bazı olayların Clary ve Jace üzerinde yarattığı etki net bir şekilde kendini belli ediyor. Gözleriniz muhtemelen Jace'in hazır cevaplığını arayacaktır. Tıpkı benim gibi. Ama bunu eksi bir yön olarak görmüyorum çünkü başına gelenlerden sonra olması gereken de buydu bence. 
Ama korkmayın canım Jace hiç espri yapmıyor da değil. Sadece eskisine göre daha az. Yoksa Jace yine bildiğiniz Jace. Bir ara kendine gel demek isteyebilirsiniz ama olsun artık.

Kitapta bazı şeyleri tahmin edebilmeniz mümkün olsa da genel olarak beni şaşırtan bir çok olay oldu. Sürprizler arka arkaya yığıldı. Öyle ki bazen heyecandan anlayamayıp dönüp tekrar tekrar okudum. Ama özellikle kitabın sonuna doğru tam bir efsaneydi. Nasıl okudum ne ara bitti gerçekten anlamadım. 


Valentine karakterinin de bu kadar manyak olabileceğini düşünmezdim yani. Adı Valentine olan birinden ne kadar manyaklık bekleyebilirsiniz ki zaten? Şahsen yok artık dedim insan bunu nasıl yapar yani resmen vicdansızlık. 

Dediğim gibi kitabın genel havasına bir hüzün vardı. Ve neredeyse her karakter için üzüldüm. İyi olan tabii ki. Valentine için üzülecek halim yok. -Seni lanet olası pis yaratık.- Ama üzüldüğüm kadar da sevindim aynı zamanda. Kitabın sonunda her şeyin iyiye dönmesi insanın içini rahatlatıyor doğrusu. -Tam her şeyin olmasa da çoğunun diyelim.-


*** Buralar hep spoiler, okumadıysanız atlayın ***

Magnus ve Alec'in aralarının düzelmesine de nasıl sevindim anlatamam. Alec sonunda Jace'i atlattı. Ve Jace'le Clary'nin kardeş olmamalarına da çok sevindim. Aslında ben biliyordum da, daha çok bunu artık onların da bilmesine sevindim. Çünkü arada kendimi "Durun siz kardeş değilsiniz!" diyerek kitaba atlamamak için zor tuttum.

Bu kadar güzel şeyin yanında Max'in ölümü beni en çok üzen ve en çok şaşırtan olaylardan biriydi. Gerçekten hiç beklemiyordum. Daha o çocuğun büyüdüğünü görecektik...


Sebastian da yani gerçekten aşırı sinir bozucu bir karakterdi. En baştan sevmemiştim zaten. Team Jace'im ben bir kere sen ne ayak Sebastian?

Bir şey daha var. Valentine'ın ölümü çok hızlı gerçekleşti. O kadar hızlıydı ki idrak edemedim yani. Ben ortada bir savaş olur ve Valentine öyle ölür veya Jace bıçağı saplayıverir diye düşünürken bir baktım ki Jace ölmüş. Ve içimden dedim ki Jace ölürse kitap biter yok artık. Sanırım daha afilli bir ölüm bekliyordum Valentine için. Ama öldü mü, öldü. Oh olsun. Çok mutlu oldum gerçekten.

Unutmadan, Jace ve Jonathan'ın kavga sahneleri gerçekten çok heyecanlıydı. Ve Jonathan'ın eli koptu ya. İşte ben en çok buna şaşırdım.



*** Spoiler bitti ***


Kısacası yine beklentilerimi fazlasıyla karşılayan bir kitaptı. Bu finalden sonra nasıl devam edeceklerini merak ediyorum. 

Mutlaka okuyun!




♥ Camlar Şehri'nden Alıntılar ♥
-----------------------------------------------------------------


♥ "Bana dişlerini göstermekten vazgeç. Sinirimi bozuyorsun."
"Güzel. Nedeninin bilmek istersen, sende kan kokusu alıyorum."
"Pafümümdendir. Eau de Yeni Yara."
--- Jace ve Simon, sayfa 169 ---


♥ "Neyin var senin?"
"Benim neyim mi var?"
"Yürüyüşe çıkacağını söylemiştin! Ne tür bir yürüyüş altı saat sürer?"
"Uzun bir yürüyüş?"
"Seni öldürebilirim. Bunu ciddi şekilde düşünüyorum."
"Ama bu konuyu biraz saptırır, değil mi?"
--- Alec ve Jace, sayfa 285 ---


♥ "Yani dikkatli olman gerek. Çok dikkatli. Aslında, bu birkaç günü kapalı bir yerde geçirsen hiç fena olmaz. Kendini Isabelle gibi bir odaya kilitleyebilirsin."
"Bunu yapmayacağım."
"Elbette yapmayacaksın, çünkü bana işkence etmek için yaşıyorsun, değil mi?"
" Her şey, Jace, seninle ilgili değil."
"Muhtemelen, ama çoğunluğunun benimle ilgili olduğunu itiraf etmek zorundasın."
--- Jace ve Clary, sayfa 358-359 ---



♥ "Hiç değilse seni ağabeyim olarak hayatımda tutmak isterim..."
"Sen başkalarıyla çıkarken ve aşık olup evlenirken ben durup izleyecek miyim? Bu arada, her gün bunları izlerken yavaş yavaş öleceğim."
"Hayır. O zamana kadar alışacaksın ve umursamayacaksın. Lütfen. Bir şey söylemezsek... sadece rol yaparsak..."
"Rol filan yok. Seni seviyorum ve ölene kadar da seveceğim. Ölümden sonra varlığım devam edecekse, o zaman da seveceğim."
--- Clary ve Jace, sayfa 372 ---


♥ "Sen ağabeyim değilsin. Bunu biliyorsun, değil mi?"
"Evet, sevgilim. Biliyorum."
--- Clary ve Jace, sayfa 564 ---


♥ "Şimdi daha mı seksiyim?"
"Kesinlikle öylesin. Yani, şu ikisine baksana. Kesinlikle sana kapılmış durumdalar."
"Öyle mi? Bazen bir araya gelip bana bakarak fısıldaşıyorlar. Ne konuştukları hakkında hiçbir fikrim yok."
"Olmadığı belli. Zavallı sen. Aşkını kazanmak için yarışan iki güzel kız var. Hayatın çok zorlaştı."
"Güzel. Hangisini seçmem gerektiğini de sen söyle o zaman."
"Bak, istediğin herkesle çıkabilirsin ve seni tamamen desteklerim. Destek benim göbek adım."
--- Simon ve Clary, sayfa 589 ---


♥ "Ben erkeğim ve erkekler pembe içki içmez. Gözümün önünden kaybol kadın ve bana kahverengi bir şey getir."
"Kahverengi mi?"
"Kahverengi erkeksi bir renktir. Aslında, bak, Alec'in üzerinde kahverengi var."
"Aslında siyahtı. Maalesef zamanla soldu."
--- Jace, Isabelle ve Alec, sayfa 602 ---


♥ "Ben havai fişek filan görmüyorum."
"Sabret, çekirge. İyi şeyler beklemeyi bilenlere gelir."
"Ben hep onun iyi şeyler dalgayı yaratanlara gelir şeklinde olduğunu sanıyordum. Hayatımın bu kadar karışmasına şaşmamak gerek."
--- Simon ve Maia, sayfa 608 ---







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder